Sömürgecilik, hegemonya, askeri darbeler ve küresel eşitsizlikler yıllardır varlığını sürdürse de, dünya kamuoyu emperyalizmin bu denli pervasız ve haydutça yüzüyle daha önce karşılaşmamıştı. Geçmişte demokrasi, insan hakları, barış ve özgürlük gibi kavramların arkasına sığınan sömürü çarkları, artık maskesiz bir şekilde dönmeye başladı.
Dünya üzerindeki mutlak hakimiyetini kaybetme riskiyle yüzleşen Amerika Birleşik Devletleri’nde, gerici güçlerin lideri sahneye çıkarak diplomatik nezaketi bir kenara bıraktı ve niyetini açıkça ortaya koydu.
Ekonomik Şantaj ve Müttefiklik Krizi
Küresel ticarette dengeler değişirken, ABD’nin müttefiklerine yönelik tutumu da sertleşiyor. Güney Kore’nin Çin ile bir anlaşma yapması, Washington tarafından anında cezalandırıldı ve gümrük vergilerine yüzde 10 ilave edildi.
Benzer bir durum, ABD’nin talimatlarına harfiyen uyan Kanada için de geçerli. Hatırlanacağı üzere, ABD rekabet edemediği Huawei şirketinin patronunun kızını Kanada’da tutuklatacak kadar bu ülkeyi etkisi altına almıştı. Ancak Trump’ın sınır tanımaz tavırları, Kanada’yı ilhak etme arzusu, Grönland’ı işgal tehdidi ve uyguladığı ağır gümrük vergileri bardağı taşırdı. Kanada Başbakanı, Davos’ta yaptığı çarpıcı konuşmada, varlıklarını sürdürebilmeleri için tüm orta ölçekli ülkeleri birlik olmaya ve dayanışmaya davet etti.
Bu çağrının ardından Kanada Başbakanı Çin’e giderek çok kapsamlı ticari ve ekonomik bir anlaşmaya imza attı. Trump’ın bu hamleye cevabı ise gecikmedi; Kanada’ya uygulanan gümrük vergilerini yüzde 100 seviyesine çıkaracağını ilan etti.
Ortadoğu ve Latin Amerika’da Baskı Politikası
ABD’nin baskı politikası sadece ticaretle sınırlı kalmıyor. Irak’ta Maliki’nin yeniden aday gösterilmesi durumunda yardımların kesileceği ve ülkenin zor durumda bırakılacağı tehdidi savruluyor.
Venezuela örneğinde ise durum daha vahim bir hal almış durumda. Ülkenin petrol gelirlerine el konularak, satışın ABD tarafından yapılacağı, paraların bir Katar hesabında toplanacağı belirtiliyor. Bu hesaptan Venezuela’nın millileştirdiği petrol sahalarından kaynaklanan borçların kesileceği ve kalan paranın polis ile devlet memurlarının maaşları için aktarılacağı ifade ediliyor. Bu yaklaşım, tam anlamıyla bir “Ali kıran baş kesen” haydutluğu olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel İttifaklar ve Savaş Hazırlığı
Trump’ın saldırgan politikaları, Ortadoğu’daki dengeleri de değiştiriyor. Arap ülkeleri, İran ile aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara bırakarak ABD Başkanı’nı durdurmaya çalışıyor. Zira İran’ın düşmesi durumunda sıranın kendilerine geleceğinin farkındalar. Türkiye de bu süreçte İran’a yönelik bir saldırıya karşı olduğunu net bir dille ifade etti.
12 günlük bir saldırı sürecinin ardından planlanmış ikinci bir savaş hazırlığı göze çarpıyor. İran’daki rejim karşıtı protestolara yönelik sert müdahaleler bahane edilerek, bölgeye son zamanların en büyük askeri yığınağı yapılıyor. Bu hazırlığın arka planında İsrail faktörü de bulunuyor. Saldırı hazırlığı öncesinde Suriye üzerinde tam kontrol sağlanarak İran’a giden yolun açılması dikkat çekici bir detay.
Yeni Bir Dünya Düzeni Arayışı
İran’a olası bir saldırının, ABD ve Trump’ın düşüşünü hızlandıracağı öngörülüyor. Dünya genelinde yeni bir saflaşma süreci başlamış durumda. Ülkeler, Trump’a rağmen yeni bir düzen arayışına girerek ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmaya çalışıyor. Avrupa Birliği’nin Hindistan ile, Kanada’nın ise farklı ülkelerle yaptığı yeni ticari ortaklıklar bu arayışın somut göstergeleri.
Dünyanın en büyük tüketim pazarlarına olan bağımlılık azaldığı ölçüde, emperyalist şantajlar da etkisini yitirecektir. Elbette bu ara geçiş dönemlerinde çeşitli sıkıntılar yaşanması kaçınılmazdır.
Nükleer Güç ve Güvenlik Arayışları
Trump’ın bombalı ve silahlı siyaseti, şantajı bir numaralı silah olarak kullanması, ülkeleri farklı güvenlik arayışlarına itiyor. Saldırganlıktan korunmanın en etkili yolunun atom bombasına sahip olmak olduğu düşüncesi giderek pekişiyor.
Nitekim Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında gündeme gelen askeri işbirliği değerlendirildiğinde, Pakistan’ın nükleer güce sahip olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Bu konu ve İran’ın olası çöküş senaryoları ilerleyen günlerde daha detaylı ele alınacaktır.




