8 Eylül 1999 tarihi, Türkiye’de milyonlarca çalışanın emeklilik şartlarını kökten değiştiren bir milat olarak hafızalara kazındı. Bu tarihten sadece bir gün önce işe başlayanlar ile bir gün sonra işe başlayanlar arasında oluşan uçurum, “Emeklilikte Yaşa Takılanlar” (EYT) sorununun temelini oluşturdu ve halen sosyal adaletsizlik tartışmalarının merkezinde yer alıyor.
Aynı Hayatlar, Farklı Kaderler
8 Eylül 1999 öncesinde işe başlayan ve bugün 43 yaşında emekli olabilen bir çalışan, 9 Eylül 1999’da işe giren ve aynı mahallede büyüyüp aynı sıraları paylaşan yaşıtından çok daha şanslı bir konumda bulunuyor. Çünkü sadece bir günlük fark, ikinci kişinin 60 yaşına kadar çalışmasını zorunlu kılıyor. Bu durum, aynı iş yerinde yan yana çalışan, aynı sorumlulukları taşıyan insanlar arasında birine “ödül,” diğerine ise “ömür boyu ceza” gibi algılanan bir eşitsizlik yaratıyor.
Prim Günleri Uçurumu
Bu adaletsizliğin en somut göstergelerinden biri de prim günleri farkı. Halihazırda 50 yaşına gelmiş ve 9000 gün prim ödemiş milyonlarca çalışan, emeklilik hakkı için hala beklerken, yanındaki mesai arkadaşı 5975 prim gününü doldurarak çoktan emekli maaşını alabiliyor.
Talep: Kademeli Emeklilik
Emeklilikte Adalet Derneği (EMAD) ve bu haksızlıktan etkilenen milyonlarca çalışan, bu durumun vicdana, eşitliğe ve adalete sığmadığını belirtiyor. Sorunun çözümü için en çok dile getirilen talep ise kademeli emeklilik modelinin bir an önce hayata geçirilmesi. Bu modelle, özellikle prim gün sayısını doldurmuş ancak yaşa takılan milyonlarca kişinin kademeli olarak emekli olmasının önü açılması bekleniyor.
8 Eylül 1999, aradan geçen yıllara rağmen etkilerini hala hissettiren ve milyonlarca aileyi yakından ilgilendiren bir sosyal sorun olarak gündemdeki yerini koruyor. Kamuoyunun ve sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki çağrıları, #UtançTarihiSekizEylül ve #KademeliEmeklilik etiketleriyle sosyal medyada yankı bulmaya devam ediyor. Bu durum, toplumsal bir uzlaşı ve adil bir çözüm beklentisinin ne kadar güçlü olduğunun bir göstergesi.




