17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın, henüz 15 yaşında olan bir başka çocuk tarafından göğsünden bıçaklanarak hayattan koparılması ve akabinde ailenin üç şahıs tarafından tehdit edilmesi Türkiye gündemine oturdu. Yaşanan bu elim hadise, resmi verilerle de desteklenen “suça sürüklenen çocuk” tehlikesinin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi.
Cumhuriyet’in gündeme getirdiği haberde uzmanlar, Atlas Çağlayan cinayeti ekseninde artan çocuk suçluluğunu değerlendirdi. Özellikle pandemi döneminin ardından çocukların karıştığı şiddet olaylarında, sosyal iletişim bozukluklarında ve genel şiddet eğiliminde ciddi bir artış yaşandığına dikkat çekiliyor.
“Yelpaze Genel Kabullerle Açıklanamayacak Kadar Genişledi”
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Psikolog Dr. Gamze Gezginci, mevcut durumun eski tanımlarla açıklanamayacağını belirtti. Dr. Gezginci, “Suça sürüklenen çocuk kavramını yeniden konuşmamız gerekiyor. Çünkü yelpaze genel kabullerle açıklanamayacak kadar genişlemiş durumda” iddiasında bulunarak tehlikenin büyüklüğüne işaret etti.
Eskiden suç olgusunun daha çok ekonomik yoksunlukla ilişkilendirildiğini hatırlatan Dr. Gezginci, “Genel kabulde suça sürüklenme durumunda, aile ihmali, sosyoekonomik kısıtlılık gibi çocuğun mecburiyeti varken bugün sosyoekonomik durumu iyi olan çocuklarının da şiddete yatkın olduğunu görüyoruz” dedi. Okullardaki durumun sokağa yansıdığını belirten Gezginci, “Aynı biçimde okullarda akran zorbalığının da arttığını görüyoruz. Okuldaki zorbalık, dışarıda şiddet olarak karşımıza çıkıyor” ifadelerini kullandı.
Ebeveyn Tutumları ve Şiddetin Meşrulaştırılması
Çocuğun hayatın tek odak noktası olduğu ‘helikopter ebeveynlik’ veya sınırların olmadığı ‘serbest ebeveynlik’ stillerinin şiddet davranışlarına zemin hazırladığını vurgulayan Dr. Gezginci, şu uyarılarda bulundu:
“Yani sadece sosyoekonomik seviyesi düşük ya da çocuklarla ilgilenmeyen ebeveyn modelinde değil, bu bahsettiğim stillerde aileler bu davranışları çocukların özgürlüğü olarak görüyor. Şiddet odaklı davranışları ‘bizim çocuk da hakkını yedirmez’ olarak meşrulaştırıyor ve destekliyor.”
Tümgüçlülük Algısı ve Sosyal Medya Etkisi
Çocuklarda görülen ve “her şeyi ben yapabilirim” inancına dayanan “tümgüçlülük” algısının normal şartlarda aile içinde yıkılarak çocuğun uyumlu bir bireye dönüşmesi gerektiğini anlatan Dr. Gezginci, “Oysa artık çocukların bunu aile içinde bunu öğrenmeden bu dönüşümü yaşamadan topluma karıştığını görüyoruz. Ve bu durum yalnızca sosyoekonomik durumu düşük ailelerde görünmüyor” dedi.
Sosyal medyanın ve popüler kültürün etkisine de değinen Dr. Gezginci sözlerini şöyle tamamladı: “Sosyal medyada şiddet içeriği paylaşımında çok büyük artış var. Çeteleşmenin olduğu, örgütlü suç yapılarının kazandığı dizi ve filmlere ilgi çok artmış durumda. Çocuklar fiziki güç yaratma ve kendi adaletlerini tahsis etme güdüsüyle bir araya geliyorlar.”
Hukukçu Görüşü: Ne Yetişkin Ne de Masum
Ceza hukukçusu avukat Arif Anıl Öztürk ise konunun hukuki boyutunu ve çözüm önerilerini değerlendirdi. “Suça sürüklenen çocuklar meselesi, ne çocukları yetişkin gibi görmekle ne de işlenen fiilleri “çocukluk hatası” saymakla çözülebilir” diyen Öztürk, “Bu konu, ceza adaleti ile sosyal devlet sorumluluğunun dengeli biçimde birlikte işletilmesini gerektiren hassas bir konudur” şeklinde konuştu.
Çocukların psikolojik ve gelişimsel olarak yetişkinlerden farklı olduğunu belirten Öztürk, “Bu nedenle yetişkinlerle aynı ceza rejimine tabi tutulmaları hukuka ve insan haklarına aykırıdır” dedi. Ancak cezasızlık algısının da tehlikeli olduğunun altını çizen avukat Öztürk, “Cezasızlık, çocukların suça yönelimini ve tekrar suç işlemelerini artırmaktadır. Bu nedenle esas yaklaşım; cezai yaptırımların caydırıcı olması ancak çocuklara özgü, ayrı ve koruyucu bir sistem içinde uygulanması olmalıdır. Çocuklar ne “küçük yetişkin” kabul edilmeli ne de suçları masumlaştırılmalıdır” tespitinde bulundu.
Rehabilitasyon Yetersiz Kalıyor
Türkiye’de çocuklara özgü mevzuat olmasına rağmen uygulamada aksaklıklar yaşandığını belirten avukat Öztürk şunları kaydetti:
“Türkiye’de çocuklara özgü bir mevzuat bulunmasına rağmen, uygulamada rehabilitasyon ve eğitim boyutu çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Özellikle ilk kez ve hafif suç işleyen çocuklar açısından amaç; cezalandırmadan çok rehabilitasyon, eğitim ve yeniden topluma kazandırma olmalıdır. Buna karşılık, şiddet içeren veya süreklilik gösteren suçlarda yalnızca ‘çocuk’ olgusu üzerinden toplum güvenliği de göz ardı edilmemelidir. Bu durumlarda daha sıkı ve denetimli yaptırımlar gerekir; ancak bunlar da yetişkin ceza rejimiyle özdeşleştirilmemelidir. Sonuç olarak çözüm; suça sürüklenen çocuklar için caydırıcı ama öğretici, disipline eden ama yok etmeyen ve yeniden kazandırmayı esas alan bir adalet sisteminin etkin biçimde uygulanmasıdır.”
Rakamlar Korkutuyor: Dosya Sayısında Büyük Artış
Adalet Bakanlığı verileri de sahadaki bu vahim tabloyu doğruluyor. İstatistiklere göre:
- Ceza mahkemelerinde “Suça Sürüklenen Çocuk” başlığıyla açılan dosya sayısı 2023’te 124 bin 686 iken, bu sayı 2024 özelinde 134 bini aştı.
- Vücut dokunulmazlığına karşı işlenen suçlarda dosya sayısı 2023 yılında 28 bin 62 iken, 2024 yılında yüzde 15 artışla 32 bin 251 oldu.
- Cumhuriyet başsavcılıklarında başlatılan soruşturma sayısı 2023’te 188 bin seviyesindeyken, 2024’te 204 bin bandına yükseldi.




