Osmanlı Sancak Isparta’sının yerleşim tarihi, Dere ve Karaağaç mahallelerinden sonra Temel, Emre, Kurtuluş ve İğneci mahallelerinin birleştiği Çay boyu bölgesinde şekillenmiştir. Bu dört mahallenin kesişim noktasından Hisar mahallesine uzanan bölge ise Milattan önceki dönemlerde “Kale İçi” (Hisar) yerleşimi olarak bilinmektedir. Günümüzde pek çok Ispartalı, tarihi kaleyi dağlık alanlarda arasa da, asıl yerleşim merkezi şehrin kalbindedir.
Isparta Kalesi ve Hisar Gerçeği
Isparta’nın “Eski Sparta” olarak anılan dönemlerine ışık tutan önemli bilgiler, Osmanlı Isparta’sında yaşamış Rum tüccar ve aynı zamanda “somut olmayan tarihçi” olarak nitelendirilen Niko Şekercioğlu’nun torunlarından elde edilmiştir. Selanik’te gerçekleşen ve bir-iki saat süren görüşmede, ailenin büyük dedelerinden kalan ve özenle saklanan parçalı bir harita incelenmiştir. Isparta Belediyesi’nin, geçmişte belediye bütçesine sağladığı katkılardan dolayı şimdiki Turan Mahallesi’nin giriş sokağına “Şeker Sokak” adını verdiği bu ailenin aktardıkları, şehir tarihine dair önemli detaylar barındırmaktadır.
Kalenin yapısı hakkında verilen bilgilere göre; Isparta kalesini sadece taştan bir yapı olarak düşünmemek gerekmektedir. 1262’li yıllarda inşa edilen bu yapının taş ve toprak yığma tekniğiyle yapıldığı, çevresinin korumalı kanallarla çevrildiği ve bazı bölümlerinin kerpiçten oluştuğu belirtilmiştir. Şimdiki Hisar mahallesinin ismini bu kaleden aldığı ve Isparta çayından kuzeydoğuya doğru uzanan alanın alt kısmında söz konusu kalenin bulunduğu ifade edilmektedir.
Ekonomik Refah ve Mimari Yansımaları
Isparta sokaklarında yürürken göze çarpan her ahşap kiriş ve taş yapı, aslında dönemin toplumsal hafızasını yansıtır. Osmanlı döneminde Isparta ekonomisi, başta Gülyağı ve yan ürünleri ile Afyon sakızı olmak üzere önemli ihracat kalemlerine dayanıyordu. İplikçi Camii ve pazarı bölgesindeki iplik ihracatı övgüye değerdi. Ayrıca kök boya, kitre, halı ve Gönen, Sav, Atabey bölgelerinde ev tezgahlarında dokunan “Boğası” kumaş ve astarları, Osmanlı ekonomisinde Isparta’nın yüzünü güldüren ürünlerdi.
Yoksulluktan Zenginliğe Konut Hiyerarşisi
Çay boyu bölgesindeki mimari yapı, toplumsal sınıflara göre şekillenmişti. En alt basamakta, doğanın sunduğu malzemelerle yapılan, gösterişten uzak sade evler bulunurdu. Kavak ağacından kirişlerin taşıdığı, kamış ve sıkıştırılmış kille örtülü damlara sahip bu tek katlı yapılar, kışın karına ve baharın yağmuruna karşı bir dayanıklılık sanatıydı. Bu mütevazı evler, insanın tabiatla kurduğu yalın ilişkinin birer sembolüydü.
Ermeni cemaat kahvesi çevresinde ise; Eczacı Yeremiye, Karalanbos, Mikail, Yoan, Göktodoros, Kokucu Fadinko ve Sakallı Gadina gibi isimlere ait evler, bugün tarihi birer değer olarak anılmaktadır. Çay boyunca uzanan bu hatta, Rumlar, Müslümanlar ve Acem Ermenileri yüzyıllarca hoşgörü ve kardeşlik havası içinde yaşamışlardır.
Orta halli aileler ise genellikle iki ya da üç katlı evlerde ikamet ederdi. Bu yapılar, aile kavramının mimariye dönüşmüş haliydi. Zemin katlar mutfak, ahır ve kiler olarak kullanılırken; üst katlar vitraylı pencereleri ve ahşap kaplamalı salonlarıyla estetiğin merkeziydi. Avlularındaki dut ve incir ağaçları, bu evlerin huzur kaynağıydı.
Görkemli Konaklar ve Kültürel Miras
Şehrin en görkemli noktalarında ise dünyaya açılan Rum ve Acem Ermeni tüccarların konakları yükselirdi. İki metrelik taş duvarların ardına gizlenmiş bu yapılar adeta birer saraydı. On ikiye varan oda sayıları, Avrupa’dan getirtilen mobilyalar, balkonlu cepheler ve balina yağıyla aydınlatılan kandiller, zenginliğin göstergesiydi. Bağdadi tekniğiyle taşın uyumunu sergileyen bu evler, Isparta’nın çok kültürlü ruhunu taşıyordu.
Günümüzde modern apartmanların gölgesinde kalsa da, yoksulun taş duvarından zenginin Avrupai balkonuna kadar her yapı, Sancak Isparta’sının tarihi kimliğini oluşturan birer ilmektir. Araştırmacı Bayram Aygün’ün (20226) çalışmalarında vurguladığı gibi; Isparta’daki bu mimari çeşitlilik, geçmişin sadece bir zaman dilimi olmadığını, taşlara kazınmış bir yaşam biçimi olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.




