Isparta’nın coşkun suları yüzyıllar boyunca bu topraklara sadece bereket değil, zaman zaman büyük yıkımlar da getirmiştir. Şehrin hafızasına derinlemesine kazınan öyle bir bölge var ki, adı sırf bir coğrafi terim olmaktan çok öte; büyük bir direnişin, sarsılmaz bir dayanışmanın ve muazzam bir kadın iradesinin simgesidir: Dere Mahallesi’nden başlayıp şehre doğru uzanan o meşhur “Kadın Yarı”. Üzerinden asırlar geçse de bu isim, Isparta halkının vefası ve hafızasıyla günümüze kadar canlılığını korumayı başarmıştır.
Tarih yaprakları 1782 yılını gösterdiğinde, şehrin üzerine adeta bir kabus gibi çöken büyük bir sel felaketi yaşanıyordu. Gölcük Boğazı’ndan taşan hırçın sular önüne kattığı her şeyi yıkıp geçerken, zaten çalkantılı dönemlerden geçen yöre halkı büyük bir çaresizlik içindeydi. Bir yanda dönemin zorlu yaşam koşulları, diğer yanda doğanın acımasız yüzü şehri esir almıştı. İşte tam bu karanlık tabloda, farklı inançlara sahip ama yürekleri aynı memleket sevdasıyla atan iki kahraman anne tarih sahnesine çıktı.
Dönemin idarecilerinden Sait Paşa’nın annesi olan ve halk arasında saygıyla “Taçlı Kadın” olarak bilinen asil hanımefendi ile Isparta’nın varlıklı Rum ailelerinden Gökbaş Kızı “Haçlı Kadın” omuz omuza verdi. Biri başındaki tacıyla devleti ve şefkati, diğeri göğsündeki haçıyla inancı ve komşuluk sadakatini temsil ediyordu. Bu iki vizyoner ve hayırsever kadın, tüm maliyeti kendi ceplerinden karşılayarak Dere Mahallesi hizasından Bilaloğlu semtine kadar uzanacak devasa bir tahliye kanalının inşası için kolları sıvadı.
Tam 400 işçinin üç ay boyunca gece gündüz ter döktüğü bu imece usulü çalışma, adeta bir bayram şenliğine dönüştü. Bugünün devasa iş makineleriyle bile zorlukla yapılabilecek bu büyük açık tünel projesi, kadınların bitmek bilmeyen kararlılığıyla tamamlandı. Şantiye alanında kurulan dev yemek kazanları, sadece yorulan işçileri doyurmakla kalmadı; aynı zamanda o dönemin feodal zihniyetinin ve ayrımcılığının duvarlarını da temelinden yıktı. Bazı dar görüşlü çevrelerin küçümseyici tavırlarına rağmen, Isparta halkı bu büyük esere hakkını teslim ederek bölgeye “Kadın Yarı” adını verdi.
Bu eşsiz dayanışma, sadece bir şehrin taşkınlardan kurtarılma hikayesi değildir. 1782’de atılan bu ortak akıl ve kadın gücü tohumları, Anadolu coğrafyasında kadının gücünü ispatlayan en erken kıvılcımlardandır. Kadın Yarı, 1922’deki Milli Mücadele ruhuna giden yolda, kadınların toplumsal hayata ve şehrin kaderine nasıl yön verebileceğinin en somut, en gurur verici kanıtı olarak Isparta’nın kalbinde yaşamaya devam ediyor.




