Tanınmış İktisatçı Mahfi Eğilmez, Türk ekonomisinin mevcut durumunu arz ve talep dengesi üzerinden mercek altına aldı. Ekonomideki üretim artışına karşılık iç talebin aynı oranda karşılık vermediğine dikkat çeken Eğilmez, bu durumun orta vadede yaratabileceği baskılara işaret etti. Özellikle stok artışlarının gelecekte üretimi yavaşlatabileceği uyarısında bulundu.
Ekonomik Kavramlar Doğru Anlaşılmalı
Eğilmez, kaleme aldığı “Arz artarken talep değişmezse ne olur?” başlıklı analizinde, ekonomik verilerin sağlıklı yorumlanabilmesi için temel terimlerin netleşmesi gerektiğini savundu. Üretim ile arzın aynı şeyler olmadığını belirten Eğilmez, şu örneği verdi: “Kendi ihtiyacı için bahçesinde limon yetiştiren birinin yaptığı şey üretimdir ama satışa sunulmadığı sürece arz sayılmaz.” Aynı mantıkla, evde aile bireyleri için hazırlanan yemeğin hizmet üretimi olduğunu ancak piyasaya sunulmadığı için arz sayılamayacağını ifade etti.
“Ekonomide arz, belirli bir dönemde piyasaya satılmak üzere sunulan mal ve hizmet miktarını ifade eder” diyen Eğilmez, talep konusunda da sık yapılan yanlışlara değindi. Bir şeyi istemenin tek başına ekonomik talep yaratmadığını vurgulayan Eğilmez, “Talep, satın alma gücüyle desteklenen istektir” tanımını yaptı. Eğilmez’e göre; “Ekonomik anlamda talep, ancak arkasında ödeme gücü varsa talep niteliği kazanır.”
Arz ve Talep Dengesi Hangi Verilerle Takip Ediliyor?
Türkiye ekonomisinde arz ve talep tarafındaki gelişmelerin üç ana endeksle izlendiğini belirten Mahfi Eğilmez, bunları Sanayi Üretim Endeksi, Hizmet Üretim Endeksi ve Ticaret Satış Hacmi Endeksi olarak sıraladı. Eğilmez, “Sanayi ve hizmet üretimi birlikte ekonominin arz yönünün büyük bölümünü temsil ediyor” tespitinde bulunurken, Ticaret Satış Hacmi Endeksi’nin ise daha çok hanehalkının iç talep durumunu gösterdiğini kaydetti.
İç Talepte Durgunluk Sinyalleri
Mevcut tabloyu yorumlayan Eğilmez, sanayi ve hizmet üretiminin dönemsel dalgalara rağmen artış trendinde olduğunu, ancak iç talebin bu artışa ayak uyduramadığını belirtti. Eğilmez, “Ticaret satış hacmi uzun süredir belirgin bir artış göstermiyor, daha çok yerinde sayan bir görünüm var” ifadelerini kullandı. Bu durgunluğun nedenlerini araştıran iktisatçı, kartlı harcama verilerine dikkat çekerek, “Son iki yılın verileri, kartlı harcamalarda belirgin bir ivme kaybına işaret ediyor” dedi.
Borçlanma Kapasitesi ve Enflasyon Etkisi
Yüksek enflasyon sürecinde hanehalkının tüketim alışkanlıklarını borçlanarak sürdürdüğünü hatırlatan Eğilmez, bu dönemim artık kapandığını vurguladı. Kredi limitlerinin dolmasıyla talebin baskılandığını belirten Eğilmez, “Kredi kartı limitlerinin zorlanması ve borçlanma imkânlarının daralması, artık talebi aşağı çeken bir faktör hâline gelmiş görünüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Stoklar Artıyor, İstihdam Riski Doğuyor
Eğilmez’e göre, arz tarafı büyürken iç talep duraklıyorsa, üretilen malların ya ihracata gitmesi ya da stoklanması gerekir. İhracat verilerinin bu açığı kapatmadığını söyleyen Eğilmez, “İhracat değerleri artsa bile ihraç edilen mal miktarında anlamlı bir artış yok” diyerek üretim fazlasının ihracatla eritilemediğine dikkat çekti.
Bu durumun doğal sonucunun stok artışı olduğunu belirten Eğilmez, ekonomiyi bekleyen tehlikeyi şu sözlerle açıkladı: “Stokların artması genellikle bir sonraki aşamada üretimde yavaşlama anlamına gelir.” Eğilmez, bu yavaşlamanın gecikmeli de olsa büyüme rakamlarını ve istihdamı olumsuz etkileyeceğini vurguladı.
Siyasetçiyi Zorlayacak Süreç
Zayıf talebin enflasyonla mücadelede kısa vadeli bir avantaj sağlayabileceğini ve “Zayıf talep, fiyat artışlarını sınırlayıcı bir etki yaratır” görüşünü dile getiren Eğilmez, buna karşın ekonominin canlılığı için bu durumun sürdürülemez olduğunu belirtti.
Önümüzdeki dönemde hizmet sektörü haricinde ciddi bir canlanma beklemenin zor olduğunu ifade eden Eğilmez, “Yüksek enflasyon ve sınırlı borçlanma imkânları nedeniyle iç talepte güçlü bir toparlanma ihtimali zayıf görünüyor” dedi. Türkiye ekonomisinin kritik bir eşikte olduğunu belirten Eğilmez, sürecin “enflasyonla mücadele ile büyüme arasında siyasetçiyi giderek zorlayacak bir aşamaya geçiş sürecinde” olduğunu kaydetti. Çözüm olarak ise kontrollü talep desteği, üretimi ve istihdamı koruyacak politikalar ve yapısal reformlara ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.




