Takvim yaprakları 25 Eylül’ü gösterdiğinde, aradan tam 14 sene geçmişken Anadolu’nun en mahcup, en içten ve dokunaklı sesi ebediyete uğurlandı. Kırşehir sınırları içerisindeki Kırtıllar köyünde dünyaya gözlerini açan o güneş yanığı tenli ozan, ardında doldurulması imkânsız bir boşluk bırakıp bu fani âlemden göçtü. Kuşkusuz Neşet Ertaş alelade bir halk aşığı değildi; o, bin yıldır bu topraklarda harmanlanan hüznün, sevincin, gurbet acısının ve bilhassa aşkın somutlaşmış simgesiydi.
Büyük edebiyatçı Yaşar Kemal’in kendisini “Bozkırın Tezenesi” olarak nitelemesi asla tesadüf değildi. Zira onun mızrabı yalnızca saza vurmuyor, dosdoğru insanların ruhuna işliyordu. “Cahildim dünyanın rengine kandım” mısrasındaki derin pişmanlığı ya da “Neredesin sen” haykırışıyla dışa vuran sonsuz kimsesizliği yüreğinde duymayan tek bir can kalmış mıdır?
Eserlerinin temelinde hakiki yaşanmışlıkların yalın fakat yakıcı ızdırabı saklıydı. İsmiyle bütünleşen efsanevi “Zahidem” türküsünün geçmişi de bu coğrafyanın kader çizgisiyle örülüdür. Gençlik çağlarındayken çaresizce sevdalandığı, lakin yoksulluk ile toplumsal engeller neticesinde kavuşamadığı köy kızı Zahide için yaktığı bu feryat; sırf iki âşığın hicranını değil, geniş bir coğrafyadaki sınıfsal çaresizliklerin sessiz sedasını yansıtır. Büyük usta kendi sinesindeki ateşi tellere dökerken esasen hepimizin yarım kalmış serüvenlerine tercüman oluyordu.
Neşet Ertaş’ı halkın gönlünde tahta oturtan meziyet, işte bu benzersiz içtenliği, yüksek ahlakı ve akıl almaz alçakgönüllülüğüydü. Kendisine layık görülen “Devlet Sanatçısı” unvanını “Ben halkın sanatçısıyım” diyerek nezaketle geri çevirebilecek denli şan ve dünyalıktan uzaklaşmıştı. Konserlerinde terleyip ceketini çıkarırken dahi dinleyicilerinden “Ayaklarınızın turabı, gönüllerinizin hizmetçisiyim” sözleriyle müsaade isteyecek kadar abidevi bir edep timsaliydi.
Şimdilerde plazalarda, yoğun trafikte ve parlak ekranların gölgesinde hakiki ömrü heba ederken; Neşet Ertaş bizlere “Kalpten kalbe bir yol vardır bilinmez” mısrasıyla insan kalabilmeyi, kıymet bilmeyi ve çıkarsız sevebilmeyi fısıldamayı sürdürüyor. Bu fani dünyadan göçüp giden Neşet Usta’nın bıraktığı miras notaların fersah fersah ötesinde; berrak, samimi ve derin bir aidiyettir.
Ruhun şad olsun büyük usta. Bozkır öksüz, sazendelerin telleri yetim kalsa dahi senin o tertemiz mızrabın, Anadolu insanının vicdanında kıyamete dek yankılanacaktır.



