Yapılara sadece tuğla ve harçtan ibaret birer kütle olarak bakmayan, onlara ruh ve hissedilebilirlik katan bir isim: Yüksek Mimar Özde Ezgi Bayraktaroğlu. odg MEDYA KOLTUĞUNDA özel söyleşisinde, mimarlığın sınırlarını aşan, sanatsal bir bakış açısıyla geleceği tasarlayan felsefesini anlattı. Bayraktaroğlu, “Beni kusursuzluk değil, çizginin özgürlüğü büyülüyor!” diyerek ezber bozan bir tasarım anlayışının kapılarını aralıyor.
Mimarlık Nerede Başlar? İşlev ve Hissedilebilirlik
Bayraktaroğlu için mimarlık, bir yapının sadece işlevini yerine getirmesiyle sınırlı değil. O, yapıların sanatsal olarak hafızalarda yer etmesini ve insanda iz bırakmasını önemsiyor. “Ben yapıları sadece inşa etmiyorum, hissedilebilir kılıyorum. İşte bu noktada benim için mimarlık başlıyor; ‘işlev ve hissedilebilirlik'” sözleriyle, mimarlığa bakış açısının derinliğini ortaya koyuyor.
Sınırları Aşmak: Tasarımın Özgür Ruhu
Tasarım anlayışını “sınırları çizmek değil, sınırların ötesindeki ihtimalleri keşfetmek” olarak tanımlayan Bayraktaroğlu, “Dünya 360 dereceyken, neden tek bir açıya hapsolalım?” diyerek kalıpların dışına çıkma arzusunu vurguluyor. Biçimlerle kurduğu ilişkiyi ise şöyle açıklıyor: “Beni biçimlerin kusursuzluğu değil, çizgilerin özgürlüğü ve eğrilerin hissettirdikleri büyülüyor. Çünkü mimarlık, mekânı şekillendirmekten öte, algıyı dönüştürme sanatıdır.”
Mekânın Hikayesini Değiştiren Işık ve Eğriler
Bir mekânda algıyı değiştiren, hatta gerçekliği yeniden yorumlatan unsurlara dikkat çeken Bayraktaroğlu, “Bazen tek bir ışık, bütün mekânın hikâyesini değiştirir. Çünkü ışık yalnızca aydınlatmaz, biçimi yeniden yazar; eğriler ise yalnızca yön değiştirmez, alıştığımız düzeni sorgulatır” ifadelerini kullanıyor. Sanatın gücünü de bu noktada gören mimar, “Bize yalnızca farklı bir perspektif sunmak değil, aynı mekâna başka türlü bakmayı öğretmek” olduğunu belirtiyor. Onun ilgisini çeken ise “bildiğimiz bir mekâna, daha önce hiç hissetmediğimiz bir şekilde bakabilmek.”
Özgünlük ve Geleceği Tasarlayan Mimarlık
Özgünlüğü “kökene dönüş” olarak tanımlayan Bayraktaroğlu, bunun geçmişi tekrar etmek değil, köklerden beslenerek geleceğe kendi imzasını bırakmak olduğunu söylüyor. Mimarlığın çağı takip etmesinden öte, çağa yön vermesi gerektiğine inanan Bayraktaroğlu, “Ben mimarlığın yalnızca çağına uyum sağlamasını değil, çağının hayal gücünü genişletmesini önemsiyorum. Çünkü mimarlık, geleceği bekleyen değil, geleceğin nasıl hissedileceğini bugünden tasarlayan bir disiplindir” diyerek vizyonunu ortaya koyuyor.
Mimarlık: İhtimal ve Ruhun Cesareti
Söyleşinin sonunda mimarlığı ve sanatı tek cümleyle özetleyen Bayraktaroğlu, “Mimarlık, henüz var olmayan bir ihtimale mekân açma cesaretidir; sanat ise o ihtimale ruhunu veren irade” diyerek, mesleğine ve sanata olan tutkusunu çarpıcı bir şekilde ifade ediyor.






