Türk siyaset ve basın tarihinin önemli isimlerinden İsmail Cem’i, bir başka 24 Ocak gününde kaybetmenin hüznü içerisindeyiz. Aynı tarihte hayatını kaybeden meslektaşı ve dostu Uğur Mumcu ile ölümleri kıyaslanamaz olsa da, Cem artık ailesi ve onu gerçekten tanıyan vefalı bir çevre tarafından özlemle anılıyor.
Siyaset dünyası için erken sayılabilecek 67 yaşında aramızdan ayrılan Cem için 24 Ocak tarihi, ikinci bir talihsizlik olarak görülebilir mi? Günümüzün popüler yapay zeka uygulamalarına bu soru yöneltildiğinde alınan cevap düşündürücüdür: Cem’in Dışişleri Bakanlığı döneminde Türkiye’ye büyük itibar kazandırdığı, ancak kavga eden ve yüksek sesle bağıran bir figür olmadığı için gürültülü siyaset arenasında hak ettiği kadar hatırlanmadığı gerçeği yüzümüze çarpar. Türkiye’de siyasi hafızanın gürültüyle doğru orantılı olduğu tespiti, maalesef acı bir gerçektir.
Liderlik Kumaşı ve Hedefler
İsmail Cem’i yakından tanıyan herkesin ortak kanaati, onun birikimi ve iddiasıyla mutlaka bir genel başkan olarak ülkeye hizmet etmesi gerektiği yönündeydi. Bugün, vatana hizmet iddiasıyla kurulan partilerin genel başkan sayısının 160’a dayandığı düşünüldüğünde, bu beklentinin ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor. Cem, siyasete girdiği ilk günden itibaren kendisini en tepeye hazırlamıştı. Çünkü ona göre siyaset mümkünün sınırlarını genişletmekti ve bunun yolu liderlikten geçiyordu. Bu tavrı, sağ siyasette sıkça rastlanan şişirilmiş bir özgüven değil, temeli sağlam bir duruştu.
Gazetecilik Yılları ve Demirel’in Rolü
Cumhuriyet gazetesi okurları onu ilk kez 1965 yılında, pazar eklerinin yazı işleri müdürü olarak tanıdı. O dönemde Başbakan Süleyman Demirel’in konuşmalarındaki mantık hatalarını, İngilizce bir referans kitabına dayanarak ve Latince terimlerle analiz ettiği yazıları büyük ses getirmişti. Tarihin ilginç bir cilvesi olarak, yıllar sonra 55. hükümet kurulurken Şükrü S. Gürel’in ismini çizip yerine İsmail Cem’i Dışişleri Bakanı olarak yazan kişi yine Cumhurbaşkanı Demirel olacaktı. Demirel, bu değişikliği Mesut Yılmaz ve Ecevit’in rızasını alarak yapmıştı.
Bakanlık Yolunda Ortak Anılar
1975 yılında “Türkiye’nin Le Monde’u” olma iddiasıyla yayın hayatına başlayan Politika gazetesinde İsmail Cem ile yolları kesişen yazar, Çetin Altan’ın “Babıali büyük bir konak” sözünün doğruluğuna şahitlik etti. Yıllar sonra her iki isim de DSP saflarında, Cem Kayseri’den, yazar ise İstanbul’dan milletvekili seçildi. Abdullah Öcalan’ın teslim edildiği Ecevit liderliğindeki 56. hükümette Cem Dışişleri Bakanı, yazar ise Turizm Bakanı olarak görev yaptı. Hatta 29 Haziran 1997 gecesi, Cem’e Dışişleri Bakanı olduğu müjdesini bizzat yazar vermişti.
MGK toplantılarında terörle mücadele stratejilerinden, Avrupa Konseyi’ndeki ortak çalışmalara kadar pek çok alanda birlikte mesai harcadılar. Ancak en unutulmaz anı, Tansu ve Özer Çiller’den boşalan Dışişleri konutunu teslim almaya gittikleri andı. Yanlarında hukukçu Adil Özkol ve merhum Ahmet Piriştina ile birlikte Ege Denizi’nin bir barış gölüne dönüşmesi için dilekler tutuldu.
Türk-Yunan Dostluğu ve Ecevit’in Desteği
Tutulan dilekler kabul oldu ve İsmail Cem, Yunan mevkidaşı Yorgo Papandreu ile kurduğu dostluk sayesinde Ege’de barış rüzgarları estirdi. Bu çabaları neticesinde 1999 yılında dünyanın önde gelen gazete yöneticileri tarafından “Yılın Dışişleri Bakanları” seçildiler. Cem’in bu başarısında, gazetecilik kökenli Bülent Ecevit’in ona verdiği koşulsuz desteğin ve hükümetin sağladığı 5 yıllık hizmet olanağının payı büyüktür. Dürüstlük ve nezaket konusunda Ecevit’e en çok benzeyen siyasetçi şüphesiz Cem idi.
Siyasette Farklı Bir Soluk
Son dönemlerinde Kemal Derviş’in etkisiyle Ecevit’ten ayrılması ve yeni parti kurma süreci, siyasi bir talihsizlik olarak değerlendirilebilir. Ancak Cem’in siyasi mirası şeffaftır. Yakın dostu ve danışmanı gazeteci Necat Aşkın’ın ifade ettiği gibi; siyasetin ve siyasetçilerin sürekli kötülendiği bir ülkede, İsmail Cem siyasetin zarafetle yapılabileceğini kanıtlamıştır. Onun Türkiye’ye bıraktığı en büyük miras, bu farklı siyasetçi profili olmuştur.




