Tarihin tozlu sayfalarını araladığımızda, Isparta’nın Arnavut kaldırımlı sokaklarında hâlâ fısıltıyla anlatılan ilginç bir figür çıkar karşımıza. 1878-1883 yılları arasında bu topraklarda görev yapan Mutasarrıf Ahmet Cevdet Paşa… Osmanlı döneminde aynı adı taşıyan dört paşadan biri olan bu devlet adamı, kendi rızasıyla İslam’ı seçmiş Ermeni kökenli bir bürokrat olmasının ötesinde, Isparta halkının hafızasında bir ‘kâhin’ olarak yer edinmiştir. Neden mi? Çünkü onun makam odası, sıradan bir devlet dairesinden çok, şehrin kaderinin okunduğu mistik bir meclisti. 1879’ların Isparta’sını gözünüzde canlandırın. Gül rekoltesini merak eden üreticilerden, Avrupa ve Arap krallıkları pazarlarına gülyağı satma telaşındaki Rum tüccarlara kadar herkesin yolu valilik konağına düşüyordu. Ahmet Cevdet Paşa ve çevre vilayetlerden özel izinle getirttiği ünlü falcılar; kahve fincanlarının dibindeki gül yapraklarından, meşhur Isparta halılarının desenlerinden ve bakır taslardaki gölgelerden geleceği okuyordu. Afyon sakızının sudaki hareketine bakıp İstanbul tüccarlarının zahire fiyatlarıyla nasıl oynayacağı bile bu odada deşifre ediliyordu. Hint Sultanlığı veya Birleşik Krallık ile yapılacak ticaretin seyri bu makamda fısıldanıyordu. İşin ilginç yanı, bu fal seansları sadece ekonominin değil, toplumsal ahlakın da nabzını tutuyordu. Gecenin karanlığında, Kestaneli Sokak’taki içkili mekânlara müritlerinin gidip gitmediğini öğrenmek isteyen dergâh şeyhleri soluğu Paşa’nın yanında alırdı. Keçeci ve Germiyan mahallelerinin saygın hocaları dahi bu mistik denetim ağına başvururdu. Aşk acısı çeken Rum gençleri, ‘Kelliğim yüzünden kızlar beni sever mi?’ diye dertlenen Temel Mahallesi’nden Kelmon, felçli çocuğuna şifa arayan anneler… Herkesin bir umut kapısıydı bu konak. Üstelik Kırım seferi dedikodularından, Azerbaycan topraklarındaki kısmetlere kadar uzanan geniş bir coğrafyanın kaderi burada masaya yatırılırdı. Peki, bu fal hizmetinin bedeli neydi? Fakir fukaranın getirdiği yumurta, tavuk, Gönen ve Kuleönü dokuması kumaşlar veya tüccarların bıraktığı akçeler… Paşa bunların hiçbirini kendi cebine indirmez, topladıklarını doğrudan Isparta’nın yoksul ailelerine, gariban sokaklarına dağıtırdı. Katı göç yasaklarıyla nüfusu dengede tutulan Osmanlı idaresinde, Ahmet Cevdet Paşa’nın bu sıra dışı beş yılı, şehre sadece idari değil, gizemli ve yardımlaşma odaklı bir miras bıraktı. Gül diyarı Isparta, bir dönem kaderin sırlarının arandığı devasa bir sığınağa dönüşmüştü.




