1914 yılında yaşadığımız o büyük yıkımın üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Ancak Isparta olarak deprem gerçeğiyle yüzleşme konusunda hala kaplumbağa hızıyla ilerliyoruz. Mimarlar Odası Başkanı Caner Ataseven’in açıkladığı rakamlar aslında hepimiz için bir uyanış çağrısı olmalı. Dile kolay; şehrimizde bulunan 90 bin binanın tam 60 bini 2000 yılı öncesinde inşa edilmiş ve büyük bir risk altında. Daha da vahimi, mevcut kentsel dönüşüm hızımızla, yani yılda ortalama 150 binanın yenilenmesiyle, bu riskli yapıların güvenli hale gelmesi tam 400 yıl sürecek! Peki sorun nerede? Sadece devletin verdiği 4 bin 500 liralık yetersiz kira yardımları veya düşük kredi destekleri değil elbette. Asıl kördüğüm, imar planlarındaki emsal adaletsizliği ve yetersizliği. Müteahhitler ve ev sahipleri mevcut metrekareler üzerinden bir türlü uzlaşamıyor. Belediyenin sağladığı yüzde 10 oranındaki emsal artışı iyi niyetli bir adım olsa da özellikle büyük sitelerde derde derman olmuyor. Çözüm için bağımsız bölüm sayısına göre yüzde 10, yüzde 15 ve yüzde 20 gibi kademeli bir emsal artışı şart. Şehir merkezindeki altı ticarethane, üstü ev olan yorgun yapılar ile 1978 yapımı binalarla dolu Bağlar Mahallesi acil müdahale bekliyor. Anadolu Mahallesi bölgesinde çarklar dönmeye başlasa da bu tek başına yeterli değil. Isparta, doğru adımlar atılırsa tüm Türkiye için örnek bir pilot il olabilir. Yeter ki meslek odaları, yerel yönetim ve vatandaşlar ortak bir strateji etrafında kenetlensin. Unutmayalım, doğanın bizim 400 yıl beklemeye niyeti yok.




